13 Mayıs 2011 Cuma

dolaşım sistemi

                                                                 DOLAŞIM SİSTEMİ

Canlılar içinde yaşadıkları ortamdan aldıkları besin, Oksijen, Karbondioksit ve mineralleri vücutlarında yeni Madde yapımı ve enerji üretiminde kullanırlar. Hücrelerde hayatsal faaliyetler sonucu oluşan artık maddelerin de dışarı atılması gerekir.
O halde hücrelere gerekli olan maddeleri (besin ve oksijen)getiren ve hücrelerde oluşan artık maddeleri (karbondioksit ve Amonyak gibi)boşaltım organlarına taşıyan sisteme dolaşım sistemi denir.
Dolaşım sisteminin amacı; hücredeki reaksiyonların devamlılığını sağlamaktır Tek hücreli Canlılar besin maddelerini hücre zarı ile alırlar Çok hücreli Canlılarda ise alınan maddelerin hücrelere ulaştırılması ve hücrelerde oluşan artık maddelerin hücrelerden uzaklaştırılması ancak dolaşım sistemi ile mümkündür.
CANLILARDA TAŞIMA SİSTEMLERİ
1-)Bir Hücrelilerde Dolaşım Sistemi
Bir hücreli canlılarda dolaşım sistemi yoktur. Maddelerin hücre içine alınıp artıkların dışarı verilmesi difüzyon yolu ile olur.
2-)Bitkilerde Dolaşım Sistemi
Fotosentez yapan Bitkilerin hepsi dış ortamdan Su ve Mineraller almalı ve bunları bütün hücre-
lere iletmelidirler. Ayrıca yeşil kısımlarda sentezledikleri organik maddeleri besin sentezi yapmayan kısımlara taşımak zorundadır.
Su yosunları, kara yosunları ve ciğer otlarında özel bir taşıma sistemi yoktur. Su yosunları gerekli maddeleri bütün vücut yüzeyiyle alır ve artık maddeleri de aynı şekilde dışarı verirler.
Kara yosunları ve ciğer otlarıda nemli yerlerde yaşarlar. Topraktaki su ve mineralleri köke benzeyen köksüleri ile alıp hücreye aktarırlar.
Eğrelti otları, at kuyrukları ve kibrit otlarında ise topraktan alınan su ve Minerallerin taşınması-
nı sağlayan basit iletim demetleri vardır.
3-)Çiçekli Bitkilerde Dolaşım Sistemi
Köklerle alınan Suyun Fotosentezde ve terlemede kullanılmak üzere yapraklara, yapraklarda sentezlenen besinlerin diğer organlara iletilmesi dolaşım sistemiyle olur.
Bitkilerde dolaşım sistemini iletim demetleri yani damarlar meydana getirir. İletim boruları odun ve soymuk boruları olmak üzere iki ana kısımdan oluşur.
4-)Hayvanlarda Dolaşım Sistemi
Bir hücrelilerde Gaz ve besin alış verişi doğrudan hücre zarı ile yapılır. Bu yüzden tek hücreli canlılarda özel bir dolaşım sistemi yoktur.
Çok hücrelilerden süngerlerin ve sölenterlerin vücutları küçük ve hücreleri dış çevre ile temas halinde olduğundan dolaşım sistemleri yoktur.
Ayrıca yassı solucanlarda da özel bir taşıma sistemi bulunmamaktadır.
Omurgasızların çoğu ile omurgalıların hemen hepsinde vücut büyük olduğundan iç kısımlarda-
ki hücreler dış çevre ile doğrudan madde alışverişi yapamaz. Omurgalı canlılarda ve omurgasızlardan da Toprak solucanında kalp, damarlar ve dolaşım sıvısından oluşan dolaşım sistemi vardır.
. AÇIK DOLAŞIM SİSTEMİ
Yumuşakçaların çoğunda, bütün eklem bacaklılarda (böcekler, araknitler, kabuklular, çok ayaklılar) ve derisi dikenlilerde bulunur. Kalbe kan getiren ve götüren damarlar kısadır.

Şekil : Açık Dolaşım Şeması
Sistemin Diğer Özellikleri
  • Atar ve toplar damarlar birbirleriyle bağlantılı olmadığı için devamlı değildir. Kan kısmen damarlar içerisinde, kısmen de doku hücreleri arasındaki sinüs boşluklarında dolaşır.
  • Kanın akış hızı sürtünmenin fazla olmasından dolayı yavaştır.
  • Bu sistemde atar ve toplar damarlar arasında genellikle kılcal damarlar bulunmaz.
B. KAPALI DOLAŞIM SİSTEMİ
Halkalı solucanlarda, ilkel kordalılarda ve bütün omurgalı sınıflarında görülür.

Şekil : Kapalı Dolaşım Şeması
Sistemin Diğer Özellikleri
  • Atar ve toplar damarlar birbirleriyle bağlantılı olduğu için devamlıdır. Bu bağlantıyı kılcal damarlar sağlar. Kan devamlı olarak damarlar içerisinde dolaşır, dışarıya çıkmaz.
  • Kanın akış hızı yüksektir.
  • Damarlar daha uzun ve daha dallanmış yapıdadır. Kalp yapıları da iyi gelişmiştir. Bütün dokularda madde alış-verişini sağlayan kılcal damarlar bulunur.
C. OMURGASIZLARDA DOLAŞIM
  • Sölenterlerde ve süngerlerde özel bir dolaşım sistemine ihtiyaç yoktur. Çünkü her hücre ortam sıvısıyla doğrudan temas halindedir.
  • Yassı (planarya, tenyalar, karaciğer kelebeği) ve yuvarlak (bağırsak kurtları) solucanlarda da dolaşım sistemi yoktur. Bu görevi kısmen sindirim kanalı yapar.
  • Halkalı solucanlarda kapalı dolaşım sistemi vardır. Solunum deriyle yapıldığı için kan O2 ve CO2 taşımakla da görevlidir.
  • Eklem bacaklılar’ın dört grubunda da açık dolaşım sistemi vardır. Böcekler, çok ayaklılar ve araknitlerde trake solunumu yapıldığı için kan oksijen taşımaz. Kabuklularda solungaç bulunduğu için, kan solunum gazlarını taşır.
  • Yumuşakçalarda (midye, salyangoz, ahtapot, mürekkep balığı) açık dolaşım vardır. Bunlarda da solungaç solunumu olduğu için kan oksijen taşır.
  • Derisi dikenliler’de (deniz yıldızı, deniz kestanesi) açık dolaşım vardır.
Açık dolaşım görülen hayvanların, solungaç solunumu yapanlarında, kan solunum gazlarını taşıdığı için, sadece solungaçlarda kılcal damarlar vardır.
D. OMURGALILARDA DOLAŞIM

1. Balıklarda Dolaşım
Balıkların kalbinde bir kulakçık ve bir karıncık bulunur. Damarlarında kirli kan ile temiz kan karışmadan dolaşır. Kalpte ise her zaman kirli kan bulunur.
Solungaçlarında temizlenen kan tekrar kalbe dönmeden vücuda pompalandığı için, küçük kan dolaşımları yoktur. Vücutta ise sürekli temiz kan dolaşır. Vücut ısıları değişken olmasına rağmen kış uykusu görülmez. Çünkü suyun sıcaklığı +4°C nin altına inmez.
Şekil: Balıklarda Kalbin Yapısı



2. Kurbağalarda Dolaşım
Kurbağaların kalbi üçodacıklıdır. Bunların ikisi kulakçık biri karıncıktır. Karıncıkta ve atar damarlarında kirli kanla temiz kan karışık olarak bulunur. Kalbin sağ kulakçığında kirli kan sol kulakçığında temiz kan bulunur. Vücutta karışık kan dolaşır. Değişken ısılı (soğuk kanlı) hayvanlardır. Kış uykusuna yatarlar.
Şekil: Kurbağa Kalbinin Yapısı

3. Sürüngenlerde Dolaşım

Sürüngenlerde kalp üç odacıklıdır. Ancak kanın hareket dinamiğini artırıcı yarım bir karıncık perdesine sahiptir.
Yine sol kulakcık temiz,sağ kulakcık kirli kan taşır. Karıncıkta kirli kanla temiz kan karışır ve damarlarında karışık kan dolaşır. Timsahlarda diğerlerinden farklı olarak kalp dört odacıklıdır. Kalplerinde kirli ve temiz kan birbirine karışmaz. Ancak, kalbin karıncıklarından çıkan damarlar arasındaki panizza isimli kanalda temiz kanla kirli kan az oranda birbirine karışır.
Şekil: Sürüngenlerde Kalbin Yapısı

4. Kuşlarda ve Memelilerde Dolaşım

Bu canlıların kalpleri dört odacıklıdır. Temiz ve kirli kan hiçbir zaman karışmaz.
Vücut ısıları sabit olup, çevreye göre değişmez. Bundan dolayı kış uykusuna da yatmazlar. Bu tip canlılara sıcak kanlı canlılar denir.
Bunu sağlayan en önemli faktör, beyinlerinde ısı düzenleme merkezinin (hipotalamusun) bulunmasıdır.
Şekil: Kuşlarda ve Memelilerde Kalbin Yapısı

E. İNSANDA DOLAŞIM SİSTEMİ
1. Kan Dokusunun Yapısı
Kan, damarların ve kalbin içini dolduran taşıma sıvısı olup, % 45 kadarı hücrelerden, %55 kadarı da kan plazmasından meydana gelmiştir.
Kan Hücreleri
  • Alyuvar (Eritrositler) : Yapılarındaki hemoglobinden dolayı kana kırmızı rengini veren hücrelerdir. Oluştuklarında çekirdeklidirler, ancak olgunlaştıklarında çekirdeklerini kaybederler.
Alyuvarlar, solunum organlarından aldıkları O2 yi dokulara taşır ve dokulardan alınan CO2 nin solunum organlarına taşınmasına yardımcı olurlar. Kanın pH sını düzenler, kan grubu antijenlerini bulundururlar. 1 mm3 kandaki sayıları 5 milyon kadar olup; yaş, cinsiyet, yapılan iş ve yaşam ortamının yüksekliğine göre değişir.
  • Akyuvarlar (Lökositler) : Beyaz renkli iri çekirdekli, büyük ve sabit bir şekli olmayan kan hücreleridir. Kemik iliği ile lenf düğümlerinde ve dalak, timüs gibi lenf dokularında üretilirler. Ömürleri birkaç gündür. İnsanın 1 mm3 kanında 8 – 10 bin kadar akyuvar bulunur.
Akyuvarlar, mikropları fagositozla yutarak veya onlara karşı antikor üreterek vücudun savunmnasını sağlarlar.
  • Kan pulcukları (Trombositler) : Kemik iliğindeki iri yapılı hücrelerden (megakaryosit) oluşan kandaki en küçük parçacıklardır.
Tam bir hücre yapısında olmadıklarından ömürleri kısadır. Kanın pıhtılaşması için, trombokinaz enziminin üretilmesini sağlayarak önemli rol oynarlar.

Şekil : Çeşitli Kan Hücreleri

Kanın damar içerisinde pıhtılaşmasını engelleyen madde, karaciğer ve diğer bazı hücreler tarafından üretilen heparin isimli polisakkarit’dir.

2. Kalbin Yapısı Ve Çalışması
Kalp, üstte iki kulakçık (atrium), altta iki karıncık (ventrikulus) olmak üzere dört bölmelidir.
Sağ kulakçığa üst ana toplar damarı ile alt ana toplar damarı bağlanır. Sağ karıncıktan ise akciğer atar damarı çıkar. Sağ kulakçık ile karıncık arasında üçlü kapakçık (trikuspit) bulunur.

Şekil : İnsanda Kalbin Yapısı
Sol kulakçığa akciğer toplar damarı açılır. Sol karıncıktan aort atar damarı çıkar. Sol kulakçık ile karıncık arasında ikili kapakçık (mitral = bikuspit) bulunur. Atardamarlarla karıncıklar arasında da üçlü kapakçıklar vardır.
Kalp, dıştan içe doğru perikard, miyokard, endokard olmak üzere üç tabakadan meydana gelir.
Kalbin Çalışması : Kalbin çalışması, kalp kasının kasılıp (= sistol) ve gevşemesi
(= diastol) ile olur.
İlk kasılma sağ kulakçığın duvarında yer alan sinoatrial düğüm (S.A.) ün otonom sinir sistemi tarafından uyarılmasıyla başlar ve kulakçıklar kasılır. Uyarılar kalbin arka duvarında iki kulakçık arasında bulunan atrioventriküler (A.V.) düğümüne iletilir. A.V. düğümü, his demeti adı verilen özelleşmiş miyofibriller ile devam eder.
His demetleriyle uyarılar karıncıklara iletilerek karıncıkların kasılması sağlanır. Kulakçıklar kasılırken karıncıklar gevşer, karıncıklar kasılırken kulakçıklar gevşer.
Kalp Atış Hızını Etkileyen Faktörler :
a. Sinirler : Otonom sinir sistemine ait sempatik sinirler kalp atışını hızlandırır, parasempatik (vagus siniri) sinirler kalp atışını yavaşlatır.
b. Hormonlar : Asetil kolin hormonu kalp atışını yavaşlatır, adrenalin ve tiroksin hormonu hızlandırır.
c. Sıcaklık değişmeleri : Vücut sıcaklığı arttıkça S.A. uyarılır ve kalp atışı hızlanır.
d. CO2 miktarı : Kandaki CO2 nin artması kalp atışını hızlandırır.
e. Kimyasal maddeler : Kafein ve tein kalp atışını etkiler ve hızlandırır.
3. Kan Damarlarının Yapısı
İnsanın dolaşım sisteminde üç çeşit kan damarı ve lenf damarları bulunur.
a. Atar Damarlar (Arter): Kanı kalbin karıncıklarından diğer organlara taşıyan damarlardır. Akciğer atar damarı kirli kan, diğer atar damarlar O2 bakımından temiz kan taşırlar.

Şekil : Kan Damarlarının Yapısı
Atar damarlardaki kanın hareketi, kalbin yaptığı kan basıncıyla sağlanır.
b. Toplar Damarlar (Vena) : Bunlar dokularda oluşan metabolizma artıklarını ve ince bağırsakta emilen besin maddelerini kalbin kulakçıklarına taşıyan damarlardır.
Akciğer toplar damarı O2 bakımından temiz kan, diğer toplar damarlar ise kirli kan taşırlar.
Toplar damarlardaki kanın hareketi ;
  • Kulakçıklardaki gevşeme ile doğan kalbin negatif emme basıncı,
  • İskelet kaslarının kasılması,
  • Soluk alma sırasında göğüs bölgesindeki basıncın azalması,
  • Yapılarındaki düz kasların kasılması,
  • Tek yöne açılan kapakçıkların bulunması,
  • Üst kısımdaki damarlarda yerçekiminin etkisi, gibi faktörlerle sağlanır.

Şekil : Organlarından Geçen Kanın Damarlar
Boyunca Değişen Basınç ve Hız Grafiği
c. Kılcal Damarlar (Kapiller): Atar damarlarla toplar damarlar arasında bulunan en ince çaplı damarlardır. Yapıları tek sıralı epitel dokudan (endotelyal hücrelerden) meydana gelmiştir.
Kan ile doku sıvısı arasındaki bütün madde alış verişi kılcal damarlarla olur.
4. Kanın Vücuttaki Dolaşımı
İnsanda kan dolaşımı, büyük ve küçük dolaşım sistemi olarak ikiye ayrılır. Bu sistemlerde kirli ve temiz kan ayrı ayrı dolaşır.

Şekil : Kanın Vücuttaki DolaşımıNSANLARDA DOLAŞIM SİSTEMİ
İnsan, sistemlerden meydana gelmiş en harika canlıdır. Dolaşım sistemimiz, onun ünitesi olan kan ve damarlar; herhalde sistemler arasında, hatta doku ve hücreler arasında en fazla irtibatı olanıdır. İnsanda dolaşım sistemini; kanın yapısı,kalbin yapısı ve çalışması, damarların yapısı ve madde alış verişi, dolaşım çeşitleri, lenf sistemi ve bağışıklık olmak üzere değişik alt bölümlerde inceleyeceğiz.



Küçük ve Büyük Kan Dolaşımı:
Kanın kalpten pompalandıktan sonra kalbe geri dönmesine dolaşım denir. küçük kan dolaşımı ve büyük kan dolaşımı olmak üzere iki çeşit dolaşım vardır.

Kalbin sağ karıncığından pompalanan kirli kanın, akciğer atardamarı ile akciğere giderek temizlendikten sonra kalbin sol kulacığına dönmesine küçük kan dolaşımı denir. Temiz kanın, kalbin sol karıncığından çıkıp vücutta kirlendikten sonra sağ kulakçığa dönmesine, büyük kan dolaşımı denir.

Küçük kan dolaşımı; kalbin sağ karıncık ventrikül denilen odacığıyla sol kulakçık denilen odacık ararsında gerçekleşir. Büyük dolaşımdan vena kanallar yoluyla sağ kulakçığa taşınmış olan kan, sağ kulakçığın kasılmasıyla sağ karıncığa pompalanır. Böylece pis kan sağ karıncığa girerek, küçük dolaşım sistemine katılmış olur. Sağ karıncık kasılarak içindeki pis kanı pulmoner delikten geçirerek,trunkus pulmonalise pompalar. Trunkus pulmonalis, biraz yukarıda sağ ve sol akciğerlere giden iki dala ayrılır. Sağa giden dala “Sağ pulmoner arter” denir. Böylece sağ karıncıktaki pis kan, özellikle oksijen yönünden zenginleşmesi için akciğere ulaşmış olur. Akciğerlere gelen kan, buradaki hava keseciklerinin duvarlarındaki (alveol aptumları) kılcal damarlara yayılır. Bu düzeyde akciğer hava keseciklerindeki temiz havayla kılcallardaki kan arasında büyük bir hızla gaz alışverişi gerçekleşir. Kan, karbon dioksidini akciğer havasına verirken, ondan oksijeni alır. Böylece vücudun karbon dioksitten zengin toplardamar kanı, akciğerlerde karbon dioksidini azaltıp oksijenden zenginleşerek; atardamar kanına, yani temiz kana dönüşmüş olur. Akciğerlerde atardamar kanı mahaline gelmiş olan kan, daha sonra pulmoner venalar denilen dört toplardamarlar aracılığıyla kalbin sol kulakçık denilen odacığına taşınır. Böylece küçük dolaşım son bulmuş olur. Sol kulakçık daha sonra kasılıp kendisine getirilmiş olan temiz kanı sol karıncığa pompalayarak, bu kanın büyük dolaşıma katılmasını sağlar.

Büyük kan dolaşımı; Sol karıncıktan başlar. Sol karıncık kasılıp içimdeki temiz kanı aorta pompalar. Aorta ve ondan kaynaklanan pek çok uç dal, bu kanın dokular yüzeyindeki kılcal damarlara ulaşmasını sağlar. Kılcal damarlar düzeyinde dokuyla temiz kan arasında madde alışverişi gerçekleştikten sonra kan, kılcalları terk edip toplardamarlara girer. Toplardamarlardaki kan halk arasında pis kan olarak bilinir. Vücuttaki tüm toplardamarlar, sonunda “Vena kava süperior” ya da “Vena kava inferior” a boşalırlar. Vücudun tüm toplardamar kanını toplatan bu iki büyük toplardamar sonunda kalbin sağ kulakçık denilen odacığına açılır. Böylece büyük kan dolaşımı tamamlanmış olur.
a. Büyük kan dolaşımı

Sol karıncık ® AORT ® Organ atar damarları ® Kılcallar ® Organ toplar damarları ® Üst ve alt ana toplar damarı ® Sağ kulakçık

b. Küçük kan dolaşımı

Sağ karıncık ® Akciğer atar damarı ® Akciğer kılcalları ® Akciğer toplar damarı ® Sol kulakçık

c. Dolaşım Sisteminin Görevleri :
  • Sindirilmiş besinleri, sindirim organlarından toplayarak dokulara taşımak ve dağıtmak,
  • Solunum organlarından aldığı O2 yi dokulara taşımak,
  • Dokulardan aldığı CO2 yi solunum organlarına taşımak,
  • Metabolizma artıklarını boşaltım organlarına taşımak,
  • Hormonları ilgili organlara iletmek,
  • Vücut ısısını düzenlemek,
  • Vücut sıvılarının asit – baz dengesini (pH) düzenlemek,
  • Vücudun zararlı maddelere karşı savunmasını sağlamak,
  • Yaralanma halinde pıhtılaşmayı sağlayarak kan kaybını önlemek.
5. Lenf Sistemi
Lenf sistemi : Lenf damarları, lenf düğümleri, lenf kılcalları ve bazı küçük organlardan meydana gelmiştir.
Lenf damarlarıyla taşınan ve içinde akyuvarlar bulunan doku sıvısına lenf (akkan) denir. Bu sıvıda alyuvar ve pıhtılaşma faktörleri yoktur.
Lenf düğümleri : Lenf kılcallarının birleştiği yerlerde bulunan özel hücre kümeleridir. Bu yapılarda lenfosit adı verilen akyuvarlar üretilir.

Lenf düğümleri en çok, kasıklarda koltuk altlarında, boyunda ve bazı dokular arasında bulunur.

Lenf dolaşımı: Vücuttan toplanan lenf iki yoldan kan dolaşımına katılır.
I.  Bacaklardan, vücudun ve başın sol tarafından, bağırsaklardan toplanan lenf damarları, sol köprücük altı toplar damarına bağlanır. Bu damar da üst ana toplar damarıyla kalbin sağ kulakçığına açılarak lenfi kalbe taşır.
II.  Başın ve gövdenin sağ yarısıyla sağ koldaki lenfin taşındığı yoldur. Bu organlardaki lenf damarları büyük lenf kanalına bağlanır. Bu damar sağ köprücük altı toplar damarıyla birleşip üst ana toplar damarı yoluyla kalbin sağ kulakçığına açılır ve lenf kana karışır.
Böylece bütün lenfin birleştiği ilk yer üst ana toplar damarı olmuş olur. Buradan kalbe gelen lenf tekrar bütün vücuda dağıtılır.
Lenf Sisteminin Görevleri:
  • Madde alışverişine aracılık eder.
  • Bağırsaktan emilen yağ asitleri, gliserol ve A, D, E, K vitaminlerini dolaşıma katar.
  • Lenfosit üreterek kana verir, böylece savunma sistemimizin temel yapısına katkı sağlar.

Şekil : İnsanda Lenf Dolaşımı
  • Doku sıvısının fazlasını kana taşır. Kanın sıvı miktarının düzenlenmesine yardımcı olur. Bu sistemle kılcal damarlar ile alınamayan doku sıvısı içindeki maddeler yeniden dolaşım sistemine dahil edilir.
6. Dokularla Kan Arasında Madde Alış Verişi
Tüm doku hücreleri doku sıvısı denilen kan plazmasına benzer bir sıvı ortam içinde bulunurlar. Madde alış verişi kılcal damarlardaki kanla doku sıvısı, sonrada doku sıvısıyla doku hücreleri arasında yapılır.
Kılcalların atar damar ucunda kan basıncı, osmotik basınçtan daha yüksek olduğundan, su ve çözünmüş maddeler kılcal damarlardan doku sıvısına difüzyon ve osmozla geçer.
Kılcalların toplar damar ucunda ise, osmotik basınç, kan basıncından büyüktür; su ve çözünmüş maddeler (artıklar) doku sıvısından kılcal damarlara geçer.

Şekil : Kılcal Damarlar ve Dokular Arasında Madde Değişimi

Kan ile doku sıvısı arasındaki madde alışverişinin bu şekilde açıklanması Starling Hipotezi olarak bilinmektedir.

7. Bağışıklık sistemi
İnsanın herhangi bir hastalık mikrobunu önceden bilerek, ona karşı gerekli savunma maddelerini (antikorları) kanında hazır bulundurmasına bağışıklık denir.
Bağışıklık aktif ve pasif olarak kazanılır. Aktif bağışıklık, vücudun ilgili mikroba karşı antikor üretmesiyle kazanılır ve savunma amaçlıdır. Pasif bağışıklık ise mikrop vücuda girdikten sonra kazanılır ve daha çok hastalığı tedavi etmeye yöneliktir.
a. Aşı Yaptırmak: Aşı, hastalık etkeni olan mikrobun toksinlerinin, zayıflatılmış ya da öldürülmüş hücrelerinin sağlıklı insana enjekte edilmesidir. Vücut bunu gerçek mikrop zannederek antikor üretimini başlatır. Ve bundan sonra ilgili antikordan kanda belli oranda bulunur. Gerçek mikrop girince antikor üretimi hızlandırılarak mikrobun enfeksiyona (hastalığa) neden olması önlenir.
b. Hastalığı Geçirmek: Gerçek mikrop vücuda ilk defa girdiğinde bireyi hasta eder. Çünkü vücut mikrobu tanıyarak yeterli antikor düzeyine hemen ulaşamaz. Vücut bu mikropla mücadeleyi biraz uzun zamanda kazanır.
Daha sonra aynı hastalık etkeni tekrar bulaşsa bile hastalık yapamaz. Çünkü vücut yeterli antikor düzeyine hemen ulaşır. Kabakulak, su çiçeği, kızamık gibi hastalıklar bir defa geçirilir.
c. Doğuştan Bağışıklı Olmak: Bazı insanlar bazı hastalık etkenlerine karşı doğuştan (genetik olarak) duyarsız olabilir. Örneğin, insanların büyük bir kısmı penisilin adlı antibiyotiği algılamazken, az bir kısmı penisiline duyarlıdır.
d. Serum Kullanmak: Hastalık mikrobu vücuda girdikten ve hastalık yaptıktan sonra, hastalığı tedavi etmeye yönelik olarak serum kullanılır. Serumda hazır antikor vardır. Bunun için pasif bir bağışıklık sağlar. Uzun süreli olmaz, çünkü vücudun antikor üretmesi uyarılmaz. Serumlar başka canlılardan elde edilir.
e. Dirençli Vücut : İnsanın iyi beslenmesi, spor yapması, psikolojik olarak rahat olması dirençli bir vücut sağlar. Bu da bazı mikropların kolayca girip yayılmasını önler.
Örnek Soru :
Normal bir insanda, aşağıdakilerin hangisinde verilen damarların üçünün de taşıdığı kandaki yadımlama ürünü miktarı eşittir?
A) Akciğer toplar damarı – Aort atar damarı – Böbrek atar damarı
B) Alt ana toplar damar – Akciğer toplar damarı – Üst ana toplar damar
C) Karaciğer üstü toplar damarı – Böbrek toplar damarı – Bağırsak toplar damarı
D) Böbrek atar damarı – Karaciğer atar damarı – Akciğer atar damarı
E) Alt ana toplar damar – Aort atar damarı – Bağırsak toplar damarı
(1998 – ÖSS)
Cevap A


KALP HASTALIKLARI VE BELİRTİLERİ
KALP KRİZİ:
Kalp krizi (miyokard enfarktüsü) kalp kasının bir bölümünün o bölgeye yetersiz kan akışından dolayı ölmesi (kalıcı hasara uğraması) sonucu meydana gelir.
Kalbi besleyen damarların kan akımının çeşitli nedenlerle ani azalmasına veya kesilmesine bağlı olarak gelişen ve o damarın beslediği kalp kasında çeşitli derecede hücre ölümü ile sonuçlanan ve kalp krizi olarak bilinen bir hastalıktır Hastaların kalp krizinden kaybedilmelerinin önlenmesi olayın ilk anından itibaren en kısa zamanda hastaneye ulaşmasına bağlıdır
Her 5 ani ölümün biri kalp krizinden dolayı gerçekleşmektedir. Kalp krizi yetişkinlerdeki ani ölümün başlıca nedenlerinden biridir.
Nedenler ve Risk Faktörleri
Kalp krizlerinin çoğu koroner arterlerde (kalp kasına kan ve oksijen taşıyan atardamarlar) oluşan pıhtılar (trombüs) sebebiyle meydana gelir. Pıhtılar genelde ateroskleroz sonucu meydana gelen değişiklikler yüzünden daralmış koroner arterlerde oluşur. Arter duvarının içindeki aterosklerotik plak bazen çatlar ve bu da pıhtı oluşumunu tetikler. Koroner arterlerdeki pıhtılar kalp kasına kan ve oksijen akışını engeller, bu da o bölgedeki kalp hücrelerinin ölümüne sebep olur. Hasar gören kalp kası kasılma yeteneğini kaybeder ve kalbin geri kalan kısmı hasar gören bu bölümün işini de yapmak zorunda kalır.
Koroner arter hastalıklarının ve kalp krizinin risk faktörleri genel olarak kalp damar hastalıkları risk faktörlerinin aynısıdır: hipertansiyon, hiperkolesterolemi, diyabet, sigara içmek ve ailede erken yaşta koroner kalp hastalığı görülmesidir.
Belirtilen risk faktörlerinin çoğu fazla kiloyla ilgilidir. Dar olan bir damarın üzerinde pıhtı oluşumunu her hangi bir neden başlatabilir. Bazen ani ve bunaltıcı stres buna neden olabilir. Son birkaç senede, koroner arter hastalığı için, artmış homosistein, C-reaktif protein ve fibrinojen seviyeleri gibi yeni risk faktörleri saptanmıştır. Yüksek homosistein, beslenmeye folik asit ilavesiyle tedavi edilebilir. Ancak bu yeni risk faktörlerinin pratik değeri üzerine çalışmalar hala devam etmektedir ve halen homosistein seviyesinin düşürülmesinin olumlu etkileri olduğuna ait kesin kanıtlar yoktur.
Kalp Krizinin Tanısı (teşhisi):
Kalp krizi geçirmekte olan hastaların temel şikayeti göğüs ağrısıdır:
  • Göğüs ağrısı:
    • Göğüs kemiğinin arkasındaki göğüs ağrısı kalp krizinin en önemli belirtisidir; fakat, özellikle diyabet hastalarında ve yaşlılarda, bu ağrı çok belirsiz olabilir yada hiç hissedilmeyebilir (sessiz kalp krizi). Ağrı sıklıkla göğüsten omuz yada kollara, ense, dişler, çene, karın veya sırta doğru yayılır. Bazen ağrı sadece bu bölgelerden birinde hissedilir.
  • Göğüs Ağrısının özellikleri:
    • Ağrı 20 dakikadan fazla genellikle saatlerce sürer ve genelde dinlenme yada nitrogliserinle geçmez,
    • Ağrı, şiddetli ve künt vasıftadır. Fakat keskin veya belirsiz olabilir,
    • Ağrı, sıkıştıran, ağırlık, baskı yapıcı tarzda olabilir,
    • Göğüste daralma hissi uyandırabilir,
    • “Göğüsde fil oturuyormuş” gibi veya
    • Hazımsızlık olarak da hissedilebilir. Beraberinde sıklıkla soğuk terleme ve ölüm korkusu da vardır.
  • Kendi başına yada göğüsteki ağrıyla birlikte hissedilebilen diğer belirtiler şunlardır:
    • Nefes darlığı
    • Öksürük
    • Baş dönmesi ve sersemleme
    • Bayılma
    • Mide bulantısı ve kusma
    • “Kıyametin geldiği” hissi
    • Sıkıntı.
Göğüs ağrısı olduğunda özellikle risk faktörlerine de sahipseniz mutlaka doktorunuza veya bir sağlık kuruluşuna gitmelisiniz. Kalp krizi tanısını mutlaka doktor koymalıdır. Tanıda 3 önemli bulgudan yararlanılır:
  1. Hastanın şikayeti: bunu esas itibarıyla göğüs ağrısı oluşturur.
  2. EKG (elektrokardiyogram): kalp krizlerinin büyük bir çoğunluğunda EKG'de kalp krizine özgü değişiklikler olur. Bu değişiklikleri saptamak için sık aralıklarla EKG alınır.
  3. Laboratuarda yapılan kan testleri: bununla infarktüsle birlikte kana karışan bazı enzimlerin (CPK, CPK-MB, Troponin T ve I, myoglobin) düzeyi ölçülerek tanı kesin olarak konur.
Kalp krizi tanısı koymak için yukarıdaki bulgulardan en az 2'si olmalıdır. Dolayısı ile 1 bulgu tek başına tanı koymak için yeterli değildir.

Ayrıca aşağıdaki testler, kalp krizi geçiren hastalarda kalpte gelişen hasarın büyüklüğünü ortaya koymak için (genellikle kriz dönemi atladıldıktan sonra) kullanılır:
  • Ekokardiyografi
  • Koroner anjiyografi ve sol ventrikülografi
  • Nükleer ventrikülografi (MUGA veya RNV)

Kalp krizinde tedavi:
Kalp krizi acil bir durumdur. Hastaneye yatmayı ve yoğun bakımı gerektirir. Çünkü ölümcül ritim bozuklukları (aritmiler) kalp krizinin ilk bir kaç saatinde ölümün başlıca sebebidir.
Tedavinin amaçları kalp krizinin ilerlemesini durdurmak, kalp hasarını en az düzeyde tutmak, iyileşebilmesi için kalbin taleplerini azaltmak ve komplikasyonları önlemektir.

Akut miyokard infarktüslü hastaların yaşatılmasında önemli etkenler şöyle sıralanabilir
  • Hastaların hastaneye ulaştırılması
  • Hastanede yapılması gerekenler
  • Koroner bakım ünitesinde tedavi
  • Koroner bakım ünitesinden taburcu olduktan sonra yapılanlar

Kalp krizinde erken tanı çok önemlidir. Zaman geçtikçe ritim bozukluklarından yaşamı yitirme ihtimali artacak ve harap olan kalp kası miktarı artacaktır. Harap olan kalp kasının telafisi yoktur. Kalp krizinde "ZAMAN=KALP KASI" demektir.

Doğuştan kalp hastalıkları;
Kalpte doğuştan yapı bozukluklarının bu kadar sık görülmesinin nedeni, organın ana karnındaki gelişmesinin çok karmaşık olmasıdır. Gebeliğin ilk haftalarında düz bir boru biçiminde olan yapı, sonunda dört odacıktan oluşan ve iki ayrı dolaşım sistemi bulunan bir organa dönüşür ve bu karmaşık süreçte zaman zaman bozukluklar ortaya çıkabilir.
Bebekler bazen kulakçıklar ya da karıncıklar arasında delikle doğarlar. Bu duruma “atrial ya da ventriküler septum defektleri” (kulakçıklar ya da karıncıklar arası bölme bozuklukları) adı verilir.
Akciğerlere yeterli kan gitmediği zaman kan gerekli miktarda oksijenle yüklenmeyeceğinden “mavi hastalık” (siyanoz) adı verilen hastalık görülür.
Son yıllarda kalp ameliyatları o kadar gelişmiştir ki, çok küçük bebekler bile kolaylıkla ameliyat edilebilmektedir.
Yetersizlik;
Bazı durumlarda sol karıncığın kasları zayıf kaldığından kalbin pompalama gücü yeterli olmaz. Bunun nedeni, daha çok koroner damar hastalığı yüzünden, kalbe yeterli kan gemlememesidir.
Kardiyomiyopati;
Konjestif kardiyomiyopati kalp kaslarının zayıflamasına yol açan bir hastalıktır. Zayıflayan kaslar zorlandıkça boşluk genişler ve kalp yavaş yavaş büyür. Hastalığın nedeni çoğunlukla gizli kalır.
Bazen de kas kalınlaşarak sol karıncıktan kanın çıkışını engeller. “hipertrofik kardiyomiyopati” adını alan bu hastalık, birkaç kalıtsal kalp hastalığından biridir.
Kalpte ritm bozuklukları
Kalbin her bölümünün tam gerektiği anda kasılmasından elektriksel ileti sistemi sorumludur. Bu açıdan da iki ayrı bozukluk görülebilir. Kalbin atışları ya yavaşlar ya da hızlanır.
İki durumda da beyne yeterli kan gitmemesi yüzünden hastada baş dönmesi, hatta bilinç yitimi olabilir. Kalbin vuruşları bazen o kadar zayıflar ki kan pompalayamaz olur. Öte yandan atışların çok hızlanması da (bu kez de atışların arasında kalp yeterince dolma fırsatını bulamayacağından) yine az kan pompalanmasına neden olur.
Baş dönmesi ile bayılmanın nedeni kalbin hızlı çalışması ise çarpıntı olarak tanımladığımız rahatsızlık duygusunda ortaya çıkar. Ritm bozuklukları y kendi başına y da başka kalp hastalıklarından sonra görülürler. Belirtilerin nedenini saptamak için EKG (elektrokardiyografi) çekilmesi gerekir.
Kalp hastalıkları konusundaki en önemli gelişmelerden biri taşınabilir bir teyp aygıtı yardımıyla hastanın 24 saatlik EKG’sının kaydedilmesidir. Daha sonra sonuçlar kayıttan 60 kez daha hızlı okuyan başka bir aygıtla incelenir.
Kalbin yavaş çalışmasına karşı kalp pili kullanılır, hızlı çalışmasına karşı da ilaç tedavisi uygulanır.
Kalp hastalıklarının belirtileri;
Kalp hastalıklarının nedenlerinin çok çeşitli olmasına karşılık, belirtileri pek azdır. Kalbin oksijensiz kalması kendini ağrı ile (anjina) belli eder. Ama başka nedenler de, sözgelimi sindirim bozukluğu da benzer ağrılar yaratabilir.
İkinci belirti de kalp yetersizliğidir. Sol karıncık akciğerlerde biriken sıvı hastanın özellikle egzersiz sırasında soluksuz kalmasına yol açar.
Kronik kalp yetersizliği sonunda iki karıncığı birden etkileyeme başka ve akciğerlerde sıvı birikmesi yanında dokularda da aşırı su tutulur, ayak bileklerinde ödem (şişme) belirir. Böbreklerden daha çok sıvı atılmasını sağlayan idrar söktürücüler verilerek ödem azaltılır.
Tanı:
Kalp yetersizliği kolayca fark edilir. Akciğerde sıvı toplanması dinleme aletiyle anlaşılan sesler verir, ayak bileklerindeki ödem rahatsızlık veren şişmelerle belli olur.
Tanının temel işlemi önce kalbin muayenesidir. Doktor bu amaçla hastanın kalp atışlarının düzgün olup olmadığını kontrol eder, göğüs duvarını inceler. Kalp yetmezliğinde kalp büyür ve karıncık kasların kalınlaştığı zaman kalp atımlarının niteliği değişir. Bu da göğsün dışından anlaşılabilir.
Doktor dinleme aleti ile kalp kapaklarının sesini ve tıpta üfürüm olarak adlandırılan özel sesleri dinler. Üfürümler kalp kapaklarında daralma ya da yetmezlik yüzünden ortaya çıkan, kanın akışı sırasında yarattığı girdaplardan gelen seslerdir.
Ayrıntılı yöntemler
Doktor hastanın kalbini muayene ettikten sonra daha başka incelemelere de gerek duyabilir. Bunlar EKG, göğüs röntgen
i ya da ekokardiyogarifidir. Uygulaması çok basit olan bu sonuncu yöntem, tam anlamıyla ağrısızdır. Ses ya da ultra ses dalgaları yardımıyla kalp kapakları hakkında ayrıntılı bilgi edinmek ve sorunların nedenini saptamak olanaklı olur.
Hastanede uygulanan testler;
İleri muayene yöntemlerinden biri “kateter”dir. Bu işlem damara (atardamar ya da toplardamar) yerleştirilen bir borunun (kateter) kalbe ilerletilirken çeşitli aşamalarda röntgen çekilmesidir. Testin yapılması için hasta birkaç günlüğüne hastaneye yatar.
Kateter kalbin değişik bölümlerindeki basıncı ölçer. Aygıt ile verilen özel boyada maddesi odacıkların durumunu belirleyerek anormalliklerin saptanmasını sağlar.
Kalp kapakları:
Kalp, görevi bedendeki kan dolaşımını sağlamak olan, kaslardan yapılmış bir pompadır. Bütün pompalar gibi kalbin çalışması da, bir dizi kapakçığın düzgün çalışmasına bağlıdır. Kalbin sağ yanında pulmoner ve triküspid(üçlü) kapaklar, sol yanında ise aort ve mitral (ikili) kapaklar yer alır. Bu dört kapak otomatik olarak, belirli bir düzen içinde açılıp kapanarak kanın ilgili bölümlere dolup boşalmasını ve tek bir doğrultuda ilerlemesini sağlar.
Pulmoner kapak, yani akciğer atadamarı girişindeki kapak ile aort kapağının yapıları birbirine benzer. Sağlam bağ dokusundan oluşan bu kapaklar üçer yaprakçıktan oluşur. Birbirine benzemekle birlikte yapıları daha karmaşık olan mitral kapak (sol kulakçık ie sol karıncık arasında yer alır) iki, triküspid kapak (sağ kulakçık ile sağ karıncık arasındadır) ise üç yaprakçıktan oluşur.
Kapakların hepsi kulakçıklar ile karıncıkların arasındaki halkasal yapıların üzerinde yer alır. Kapakları oluşturan yaprakçıkların serbest uçları kapalı durumda birbirine değerek kulakçık ile karıncığı ayırır. Bu uçlardan karıncıkların içine uzanan ince lifler, kapağın, basıncın etkisiyle kulakçıklara doğru açılmasını önler.
Sorunlar:
Kapaklarda iki bozukluk görülür. Ya kapak daralarak kanın geçmesini engeler(darlık ya da stenoz) ya da kanın normal dolaşım yönünün tersine, geri kaçmasına yol açacak biçimde tam kapanamaz, yani yetersiz kalır (yetmezlik ya da regürjitasyon).
Kalp kapağı hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri romatizmal ateş ya da akut etlem romatizmasıdır. Romatizmal ateşte iltihaptan neredeyse hep, sol yandaki kapaklar (aort ve mitral kapaklar) etkilenir ve sonuçta kapak darlığı ya da yetmezliği ortaya çıkar.
Kapak hastalıklarının bir başka nedeni doğuştan görülen kusurlardır. Darlık ve kapak yetmezliği önemsiz yapısal bozukluklar sonunda da ortaya çıkabilir ve daha çok aort kapağı ile pulmoner kapakta görülür. Belirtiler bazen ancak ileri yaşta, yıpranıp yorulan kapağın zorlanmaya başlamasıyla kendini belli eder. Yapğı bozukluğu kapağın kalınlaşmasına ve üstünde de kalsiyum birikmesine (kireçlenme) neden olarak, çalışma yeteneğini kısıtlar. Kandaki zararlı mikroorganizmalar da bozuk kapakların üstünde toplanarak, bunların daha da bozulmasına yol açar. Bu durum enfeksiyöz endokardit olarak bilinen çok ciddi bir Rahatsızlığa neden olabilir.
Doğuştan yapı bozuklukları kalbin kapaktan başka bölümlerini de etkileyerek sorun yaratabilir. En sık görülen kusurlardan biri “fallot tetralojisi (dörtlüsü)” adı verilen durumdur. Bu hastalıkta pulmoner kapak darlığı ile birlikte karıncıklar arasında delik de bulunur.
Önemli rahatsızlık yaratmayan başka bir bozukluk da mitral kapağın prolapsıdır. Kapağın ve onu tutan “chordae tendineae” adli liflerin yapısındaki geçeklikten ötürü kapak kulakçığa doğru balonlaşarak kanın geriye kaçmasına izin verir.
Kapak hastalıklarının belirtileri:
Kapak hastalıklarının belirtisi birkaç tanedir. Doktor, muayene sırasında dinleme aleti ile üfürümleri duyar. Üfürüm kanın, bozulmuş olan kapaktan geçişi sırasında duyulan sestir. Aort ve mitral kapak bozukluklarının yaptığı daralma ya da kaçak yüzünden kan basıncının artması nedeniyle akciğerlerde sıvı toplanması, soluk darlığına, aşırı zorlanma sonucu kalınlaşan kalp kası ağrıya (anjina) yol açar. Kas düzenli kasılma yeteneğini yitirince kalp atışlarının düzeni de bozulur.
Muayene ve tedavi;
Onemsiz kapak rahatsızlıkları genellikli ilaçlarla kontrol altına alınabilir. Bazı durumlardaysa ameliyat gerekir. Kalp hastalıkları uzmanı bunu anlamak için çeşitli testlerin yanı sıra göğsün röntgenini ve EKG’yi inceler. Kapaklar ultra son ile incelenebilir; odacıklardaki basıncı ölçmek için de kateterizasyon yapıldıktan sonra ameliyata başvurulur.
KALP KASI İLTABI:
Kalp, aşağı yukarı bütünüyle kastan oluşur. Bu kas, bedenin öteki bölümlerindeki kaslar gibi enfeksiyon sonucu iltihaplanabilir. O zaman kalp atışları hızlanır; çarpıntı, yorgunluk ve soluk darlığı görülebilir.
Kalp kası iltihabı virüs ve bakteri kökenli hastalıkların sonucunda görülebilir, ama ancak açık seçik ve ciddi belirtiler verdiği zaman yapılan testlerle saptanır. Ciddi kalp kası iltihabına ise çok ender rastlanılır.
Tanı ve Belirtiler:
Kalp kası iltihabından kuşkulanıldığında başvurulacak ilk test elektrolar-diyoğrafidir. Eğer kalp hastalıktan etkilenirse, EKG’de kalp atışlarının hızlandığı (taşikardi) ve normal ritmi bozan ekstrasistor’ler görülür.
Kalbin çapında büyüme olup olmadığını anlamak için röntgen yararlı olur. Kalp kası iltihabının erken belirtilerinden biri de iki karıncağız birden şişerek balonlaşmasıdır. Bu şişme yüzünden kulakçıklar ile kapakçıkların kenarları birleşmez. Bu yüzden kan geri kaçar ve sistolik üfürümler duyulur. Yani kalbin kan pompaladığı sırada olağandışı sesler oluşur.
Kalp kası iltihaplandığı için eskisi kadar verimli çalışamaz. Akciğerde biriken kan soluk darlığına, sağ karıncığın yeterli çalışmaması ise ayak bileklerinde ödeme neden olur.
Nedenler:
Kalp kası iltihabının çeşitli nedenleri vardır. Batı ülkelerinin çoğunda en sık görülen hastalık nedeni, çoxsackie B ailesine ait bir virüstür. Kabakulak, grip, kızamık, çocuk felci virüsleri de hastalığa yol açabilirler.
Septisemide kana yüksek oranda bakteri karışmasıyla da kalp kası iltihabı oluşabilir. Bu enfeksiyonlar çok tehlikelidir. Hastalık difterinin komplikasyonu olarak da görülebilir, ama difteriye karşı aşılanmış çocuklarda bu olasılık çok düşüktür.
Bir başka hastalık nedeni de rtişinozdur (trichinella spiralis adındaki solucanın larvaları bulaşmış domuz etinin yenmesiyle ortaya çıkan hastalık). Asalaklara bağlı kalp kası enfeksiyonları tropikal ülkelerde daha sık görülür ve genellikle başka asalak hastalıklarının (güney ve orta Amerika da chagas hastalığı, Afrika’da uyku hastalığı) komplikasyonu olarak ortaya çıkar.
Tedavi ve sonuç:
Bakteri ve asalak kökenli kalp kası iltihabın tedavisi antibiyotiklerle yapılır. Buna karşılık etkili antiviral ilaçların sayısı pek az olduğundan, en sık görülen virüs kökenli kalp kası iltihabında yatakta dinlenmeden başka özel bir tedavi yöntemi yoktur. Deneyimler göre tehlikeli yan etkiler ancak dinlenme önerine uymayan hastalarda görülmektedir. Ağır egzersiz yapan gripli hastalarda kalpte ritm bozuklukları yüzünden ani ölümler bildirilmiştir.
COxsackie B enfeksiyonuna yakalanan hastalar EKG ve röntgende iltihap belirtileri yok olup kalp yeniden normal çalışıncaya kadar (6-8 hafta) yatakta kalmalıdır.
Virüs enfeksiyonunun akut evresinde en etkili ilaçlardan biri aspirindir. Ama etkili olması için dört saatte bir 1-2 tane aspirin tableti almak gerekir. Kalp atışlarındaki düzensizlik, lokat anestezikler ve sıvı atılmasını sağlayarak kalbin yükünü azaltan idrar söktürücüler ile tedavi edilir. Hastanın az tuz yemesi de tedaviye yardımcı olur.
Kalp kası iltihabı virüs nedeniyle olmuşsa az da olsa yineleme olasılığı vardır. Bu durumda en iyi tedavi yeniden yatakta dinlenmek ve aspirin almaktır.
     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder